‘Düşünsel’ Kategorisi için Arşiv

Okumak…

Kimisinin asla vazgeçemediği; kimisinin asla beceremediği eylem.

Bu yazımın konusu; roman okumanın neden vazgeçilemez olduğu üzerine var olan yorumlara yenilerini eklemek değil, roman okurken eğlenilememesinin nedenlerinin keşfini yapıp bunlara çözüm üretmeye çalışmak.

Sorunun Beyinsel Olanı:

Kitap okumaya yeni başlayan bireylerin yakındığı esas bölüm eserin betimleme kısmı. Gelin bu konu üzerine biraz kafa yoralım ve çözüm üretmeye çalışalım.

Gündelik hayatta beyin izlenimlerini göz sayesinde yapar. Yani göz görür; beyin resmeder. Bu iş böyle devam eder… Tabi bu gündelik hayat; bir de roman içerisindeki hayat var ki bizim konumuz da işte bu.

Roman içerisindeki dünyaya giriş yaparken yanımıza yalnızca beynimizi alırız, göz  roman içerisindeki dünyayı görmez, dışarıda kalıp bize yalnızca kelimeleri okur.

Roman içerisindeki hayatta gözün işlevini sağ beyin yapar. Göz somut nesneleri görmemizi sağlarken, Sağ Beyin; soyut nesneleri görmemizi sağlar. Roman içerisindeki dünya da soyut olduğuna göre, görmek için sağ beyni kullanacağız.

Sağ beynin gelişmemiş olması demek, roman içerisindeki dünyayı net göremememiz demektir. Net görülemeyen bir yerden de zevk alınması olası değil elbet.

İşte sorunun keşfi!
(daha&helliip;)

Reklamlar

Daha önceden sorusunu sorduğum (soru burada) ve cevabını vereme sözü verdiğim bilmecenin ya da problemin (hala çözemedim gördüğünüz gibi) cevap günü gelmiş bulunmakta. Uzatmadan cevaba geçeyim:

Grafik olarak veriyorum, biraz uğraştırdı fakat izahı daha kolay olacağı için bu şekilde sunmayı daha uygun gördüm.

Cevap için resmin üzerine tıklayın.


Bi’ bilmece vardır bilmem siz de karşılaştınız mı… Dillere pelesenk olmuştur. İşin ilginç yanı bilmeceyi soran insan da cevabını bilmiyordur. Bunun nedeni: Cevaba matematiksel işlemle ulaşılabilinmesidir.

Hiç unutmam bundan yaklaşık 5 sene önceydi.. Bu bilmeceyle beni karşı karşıya getiren zat-ı muhterem anlımdan akan onca terden ve aradan geçen onca zamandan sonra bana cevabı şu şekilde izah etmişti: ” Bu sorunun cevabı yok. Matematikte “kaybolma” denilen bi teorem vardır ve o teoremden dolayı bu sorunun cevabı yok” E bu cevaptan ve onca döktüğüm kurdeşandan sonra surat ifademi düşünün. Ardından:

“Ulan hıyar! Madem cevabı yok neden düşündürüyorsun beni 1 saattir!” diyemedim tabi,  herkesin yaptığı gibi “biliyodum zaten” bakışıyla geçiştirmeye çalıştım olayı.

5 sene sonra yani bugün babam bu soruyla tekrar karşılaştırdı beni. Anladım ki bu soruyu çözmeden bana rahat yok. Babamın sinsi bakışlarının arkasındaki “çözemeyeceksiin!” ışığına mahal vermemek için azmettim, sonuçta çözdüm. Yani anlayacağınız 5 sene önce kandırılmışım, aslında sorunun bir cevabı mevcutmuş.

Her neyse… İşte o bilmece ya da problem. Adını siz koyun artık: (daha&helliip;)